MY MARTI'nin hikayesi
O hiçbir zaman yat olmak için doğmadı.
Görev için doğmuştu.
Almanya'da 1930,'da, lüksün yatçılığın dili haline gelmesinden çok önce, çalışmak üzere bir polis botu inşa edildi. Çizgileri işleve, karakteri ise sorumluluklara göre şekilleniyordu. O bir marinada hayranlık uyandırmak için yaratılmadı. Dayanmak için yaratıldı.
Daha sonra Türk devletine bağışlanan bir dizi gemiden biri olunca hayatı sınırları aştı. Bu geçişle birlikte başka bir denizcilik dünyasına adım attı ve Türkiye'nin denizde gelişen endüstriyel yaşamının bir parçası oldu. Artık yalnızca Alman yapımı bir çalışma teknesi değildi. İkinci bir kimlik edinmeye başlamıştı.
Daha sonra 1972,'de Oyman Sayer onda ne yaşı ne de özellikleriyle ölçülemeyen bir şeyler gördü. Onu Türk hükümetinin açık artırmasında satın aldı ve olağanüstü bir dönüşümün kapısını açtı. Beykoz'daki Bilal Kayacan Tersanesi'nde çalışan gemi, İstanbul'un geleneksel denizcilik zanaatkarlığı kültürünün, yani aynı geniş beceri ve bilgi çemberinin içinden geçiyordu. Nazenin I, Rahmi Koç’un ilk yatı.
Beykoz, ne olduğunu silmedi. Geçmişine yeni bir biçim kazandırdı. Bir polis botunun gücü, özel bir geminin karakterinin altında kaldı; endüstriyel amaç şıklığın yanında yaşamaya başladı. Onun dönüşümü tarihten kesin bir kopuş değildi, aksine ona eklenen başka bir katmandı.
Ve yine de çalışma hayatı bitmemişti. Takip eden yıllarda TPAO sondaj operasyonlarında mürettebatlı tekne olarak görev yaptı. Türkiye’nin denizcilik-endüstriyel gelişiminin insanını, amacını ve anısını taşıdı. Ancak daha sonra bugün bildiğimiz özel yat haline geldi.
Çoğu yat, tersaneden ayrıldıkları güne göre tanımlanır. MY MARTI, sonrasında yaşanan her şeyle tanımlanıyor. Almanya. Devlet hizmeti. 1972 müzayedesi. Beykoz. TPAO. Özel hayat. Her bölüm dekorasyon olarak değil kimlik olarak onda varlığını sürdürüyor.
“Martı’yı tam da bu nedenle satın aldım.”Hikayesinin taşıdığı anlamı anladıktan sonra şimdiki sahibi
Bu itiraf MY MARTI'nin gerçek değerini ortaya koyuyor. Geçmişine rağmen seçilmedi; bu yüzden seçildi. Sahibi sadece bir yat satın almadı. Türkiye'nin erken dönem denizcilik-endüstriyel kültürünü, Boğaziçi zanaatkarlığını ve neredeyse bir asırlık dönüşümü taşıyan canlı bir nesneyi fark etti.
Bu nedenle MY MARTI, yalnızca metre, kabin, motor saati veya tüketimle anlaşılamaz. Bu gerçekler önemli ama onun ruhu değil. Bir sonraki sahibi limanda en yeni nesneyi aramayacak. Bu kişi köken, atmosfer, hafıza ve özgün karakter arayacaktır.
MY MARTI herkese göre değil. Ancak neyi temsil ettiğini anlayan kişi için o, klasik bir yattan çok daha fazlasıdır. O, yaşayan denizcilik tarihinin bir parçası; sadece satın alınmayı değil, keşfedilmeyi, anlaşılmayı ve bir sonraki bölüme taşınmayı da bekliyor.
